GSM OPERATÖRLERİ KARŞISINDA VATANDAŞ NEDEN KORUNMUYOR?
Değerli okuyucularımız, herkese mutlu ve huzurlu bir pazar dileyerek yazıma başlıyorum.
Türkiye’de milyonlarca insan cep telefonu kullanıyor. Haberleşme artık bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Ancak ne yazık ki bu temel ihtiyaç, bazı GSM operatörlerinin insafına bırakılmış durumdadır. Faturalar şeffaf değil, tarifeler karmaşık, sözleşmeler ise tüketicinin anlayamayacağı kadar teknik. Uygulamalar çoğu zaman vatandaşın aleyhine işlemektedir.
Ben de bir Türk telefon abonesi olarak yaşadığım mağduriyeti kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Aylık 180 TL’lik taahhütlü bir sözleşmem vardı. Üstelik limit aşımına karşı ek 20 TL ödeyerek güvence aldım. Buna rağmen bir yıl dolduktan sonra faturalarım 709 TL’ye, hatta 800 TL seviyelerine çıktı.
Sormak gerekiyor: Bu nasıl bir fiyat artışıdır? Bu nasıl bir sözleşme anlayışıdır? Bu nasıl bir denetimsizliktir?
Burada mesele yalnızca bir faturanın yüksek gelmesi değildir. Asıl mesele, tüketicinin sistematik biçimde yeterince korunmamasıdır. GSM sektörü milyarlarca lira kâr açıklarken, vatandaş her ay artan faturalar karşısında çaresiz bırakılmaktadır.
Sözleşmeler yenilenirken bilgilendirme gerçekten açık ve anlaşılır mı yapılıyor? Taahhüt bitiminde uygulanan fiyat artışları makul ve denetlenebilir mi? Limit aşımı paketleri gerçekten koruma mı sağlıyor, yoksa yeni bir gelir kapısı mı oluşturuyor? Bu soruların cevapları ne yazık ki net değildir. Çünkü denetim mekanizması yeterince güçlü işletilmemektedir.
Devlet, vatandaşını güçlü şirketler karşısında korumakla yükümlüdür. Haberleşme gibi stratejik ve zorunlu bir alanda denetim çok daha hassas olmalıdır. Denetleyici kurumlar sadece kağıt üzerinde değil, fiilen tüketici lehine işlemelidir.
Elbette şirketler kâr edecektir. Ancak kâr ile haksız kazanç arasındaki çizgi aşılmamalıdır. Vatandaşın sırtından, bilgilendirme eksikliği ya da sözleşme karmaşıklığı üzerinden gelir artırmak kabul edilemez. Devlet, ekonomik gücü yüksek sermaye gruplarının değil, milletin yanında durmalıdır. Piyasaya yön veren güç şirketler değil, adaleti tesis eden devlet olmalıdır.
Taahhüt bitimlerinde otomatik ve fahiş artışlara yasal sınır getirilmelidir. Limit aşımı ve ek paket uygulamaları sade, açık ve tüketici lehine yeniden düzenlenmelidir. Fatura artışlarına makul bir üst sınır getirilmelidir. Denetleyici kurumlar caydırıcı yaptırımlar uygulamalıdır. Vatandaşın başvurabileceği hızlı ve etkili tüketici hakem süreçleri güçlendirilmelidir.
Haksızlığa uğrayan vatandaş sesini çıkarmazsa bu düzen değişmez. Bugün bir kişi 800 TL fatura ödüyorsa, yarın binlercesi aynı durumla karşılaşacaktır. Bu mesele bireysel değil, toplumsal bir meseledir.
Devleti göreve davet etmek bir suç değil, vatandaşlık hakkıdır. Denetim, şeffaflık ve adalet talep etmek en doğal hakkımızdır. Haberleşme temel bir ihtiyaçsa, fiyatlandırma da temel adalet ilkelerine uygun olmalıdır.
Millet güçlü şirketlerin insafına bırakılmamalıdır. Devlet, vatandaşının hakkını koruduğu ölçüde devlettir.
Vesselam
Nevzat AKSOY

0 Yorumlar